Ana içeriğe atla

Kayıtlar

VAZGEÇMEK YA DA VAZGEÇEBİLMEK

Vazgeçmek üzerine bir yazı okudum. Vazgeçebilmenin erdemi üzerineydi yazı. “Sizi mutsuz eden bir işten, yiyip bitiren kariyerden vazgeçin” diyordu. Sizi mutsuz eden bir işten ayrılmanın erdeminden bahsediyordu.  Düşündüm. İnsan nelerden vazgeçebilir?  Bir kadın olarak tırnaklarınızla yarattığınız bir işten vazgeçmenin, sadece bir işten vazgeçmek olmadığını nereden bilecekti? Bebeğini bırakarak işe koşmanın zorluğunu, kurulamayan sofraların huzursuzluğunu, çoğu zaman aileye tercih edilen işin size bir türlü cevap veremeyişini? Geç kaldığınızda suratınıza kapatılan telefonları ve her şeye rağmen güçlü kadın imajına gülümseyerek devam etme zorundalığının zorluğunu nereden bilecekti? Bir işten vazgeçmenin sadece bir işten vazgeçmek olmadığını nereden bilecekti? O güne kadar yaptığınız tüm tercihlerden, savunduğunuz tüm yalanlardan, zorladığınız tüm sınırlardan vazgeçmek… Daha kapıdayken iş yükünü hissett...

DAHASI YOK...

Ben seni hiç suçladım mı?  Uçurumlardan da derin gözlerine baktım. Defalarca, binlerce diyemedim. Şaşkındı. “Evet” dedi. Seni hiç suçladım mı? Söyledikleri inanmak için fazla iyiydi. “Daha ne söylemeliyim” dedi. “Bana inanman için daha ne yapmalıyım?” Dahası yoktu...  O’nun bildiği dil buydu. Bu dili ezbere anladığımı sanmam da benim en büyük yanılgım... Aynı dilden konuşuyor ama aynı dili konuşamıyorduk. Hiçbir şey anlamamıştı. Tüm bu yaşananlar çok saçmaydı. Bir insan ancak bu kadar anlaşılamazdı. Ezberlerden uzak, bir yerlerde bir gerçek olmalıydı. Yaşananları anlamlı kılacak basit ama gerçek bir şey? Ne kaldı geriye? Dedi. Açtım avuçlarımı. Bolca hayal kırıklığı, sırtımda ayak izleri ve kalbimde derin bir bıçak yarası. H...

KALBİN ODALARI

Yürüdükçe yürüdüm… Ayaklarım bir yanda kafam bir yanda… Göz kapaklarıma binen ağırlıktan gözümü açamıyorum. Milyonlarca soru beynimi kemiriyor. Soruyor, cevap veriyorum, bir daha soruyor başka bir cevap buluyorum. Bir daha, bir daha derken yorgun düştüm. Bayılmışım. Kendime geldiğimde uzaktan küçük bir ışığın sızdığını gördüm. Karanlıkta ışığa doğru yürümek istedim. Tekrar düştüm. Düştüğüm yer neresiydi? Kalbin hangi odasıydı bilemedim. Masmavi bir oda hayal ettim. Nefes alacak, soru sormayacak ve sadece kendime odaklanacaktım. Birden karşımda gördüğüm o yorgun yüzle irkildim. Bitkin, mutsuz ve yaşlı bu yüz bendim. Çizgilerim öyle derindi ki korktum. Bu korkudan kaçarken garip bir endişe sardı içimi. Sarı sapsarı bir dünyaya uyandım. Yapraklar solmuş, yeşili unutalı yıllar olmuş. Kahveye dönenler yerlerde, kırmızılar dallarda soğuğa direniyor. İçimdeki korku büyük bir boşluğa dönüştü, büyüdükçe büyüdü. Koca bir kara delik. Simsiyah bir korkuya dayanmak. Kalbin hangi odası...

YILDÖNÜMÜ

Tam 1 yıldır neredeyse her gün rüyamda görüyorum babamı. Göz göre göre gitti babam…                         Son saniyeye kadar konduramadık bu gidişi ona. Annem tam bir yıldır O’nun gelmesini bekliyor. Ben de.  Pencereden bakınca aşağıdan gülerek el sallayacak ve birazdan kapı zili çalacak diyorum ama ne kapı çalıyor ne de bize el sallayan var.   “Güzel kuzuuum … “ sesi hala kulaklarımda. Ona sıkı sıkı sarılmak ve ‘seni çok seviyorum baba’ demek istedim defalarca …  Ona sarıldığımda höykürmekten ve bu höykürüşün onda yaratacağı dramalardan korktum…  Birbirimizi ne kadar kandırırsak o kadar iyi demişti doktoru. Bizi taşlaştıran belki de bu cümleydi.  Boğazımıza bir yumruk gibi düğümlenmişti bir şey ne öksürünce ne de hıçkırınca geçmiyordu.  2 yıl orada öylece durdu.  Taaaa ki cenazeden dönüp evin kapısında siyah, tozlu, parlak, kirli, temiz, eski, yeni yüzlerce ayakkabıyı görünceye kadar. ...

YENİ YIL, MÜFTÜ VE HEDİYE OPERASYONU

Aralık ayını çok severim. Yeni yıl öncesidir. Göksel’in doğum günü arkasından iş yerinde dışarıda çarşıda pazarda her yerde yeni yıl kutlamaları… Her yer, rengarenk, ışıl ışıl… Boyumdan büyük yılbaşı ağacını süslemek, Ada’nın biz ağacı süslerken ke ndinden geçercesine heyecanlanışı… Annem bile neredeyse Noel Baba’ya inanacak... Bu yıl Noel Baba yine gelecek. Her yıl olduğu gibi… Belki bu sene adam olur da kapıdan girer! Böylece müftülerimizin içi rahat eder. Aslında “adam olsaydı kapıdan girerdi” diyen çok kıymetli aydın müftümüze bir tavsiyem var. Kendisine “Hediye Operasyonu” filmine gitmesini şiddetle öneririm zira orada Noel Baba akıllı elfler sayesinde kapıdan giriyor. Belki bacadan girme geleneğine getirilen bu modern yorumu daha çok sever kimbilir? Burada müftü dahil, işin özünü kaçıranlara sesleniyorum. Siz de “Hediye Operasyonu” filmine gitseniz iyi olur. Tamamı 3D olan bu eğlenceli, muhteşem filmde kullanılan harika teknikler ve efektlerin arasında çok gerçek bir cümle ...

BABALARINI KAYBEDEN KIZLARA…

Onu çok severdim… O hep aklımda… Ablam annemin, ben babamın kızıydım. Babam gideli 2.5 yıl oldu… Bana onu çağrıştıran o kadar çok şey var ki… Okul zili, okul bahçesi, bir öğrenci, bir öğretmen, Andımız, İstiklal Marşı, Bayrak törenleri, Beypazarı, Safranbolu, Kehribar bir tespih, askılı pantolon giyen bir adam, kanser hastası, yakını kanserden ölen biri, babamın kankası Zeki amca, annem, amcam, halalarım… Zambaklar, ıhlamurlar, evimiz, balkonumuz, çam ağaçları, guguk kuşları, motosikletler, yaz akşamları… Cesaretimin kırıldığı anlar, moralimin bozulduğu durumlar, eski bir pikap, eski bir plak, bir Çobanoğlu türküsü, Neşet Ertaş, Arif Sağ, Oktay Akbal, dolmakalem, mürekkep, mürekkepli kırmızı dolma kalem, mürekkepli kırmızı mavi kalem, siyah kalem, yıllık plan... Onu o kadar çok özlüyorum ki… Ev arkadaşım bir gün babasının fotoğrafını alıp ...

İNSAN KALBİNE İNANIRIM BEN

İnsanların enerjilerine inanırım ben. O enerjiler ki insanları güzel ya da çirkin yapar. İnsanın yüzüne vurur enerjisi. Hem de sıradan bir gözün bile hemen farkedebileceği derecede. Kalbini sağlam tutanların enerjisi yüksek olur. Paylaşabilen, iyiliğe hakkını veren, övgüden korkmayan, haksız yere yermeyenlerin kalbi sağlam durur. "Güzel insan" deriz. Yanlarında kendimizi rahat hissederiz. Yormaz yani bizi. Germez. Kendi de gerilmez. Pozitiftir onların enerjileri. Sizi dinlemesini bilir. Onlara bir şeyler anlatmak ayrı bir keyiftir. Ciddiye alındığınızı hissedersiniz yanlarında. Yanınızdan hiç ayırmak istemediğiniz yastığınız, en sevdiğiniz kitabınız, kendinize en çok yakıştırdığınız kıyafetiniz gibidir onlar ve ne yazık ki onlar etrafımızda çok fazla yoklar. (Benim etrafımda çok var öyle insanlar diyorsanız doğrusu çok şanslısınız:)) Bazıları ise rahatsızlık verir insana. Adını koyamazsınız… Durup dururken afakanlar basar onların yanında. "Elektriğim ...