Ana içeriğe atla

Kayıtlar

25+

Moralle devam… 46 yaşındayım. Kendi sektörümde 25. yılım. 25 yılda 4 farklı teknoloji gördüm. Telesine cihazı, 1 inç bantlar, betacamlar, analog sistem ve bu sistemlerden dijital bir dünyaya geçiş. Kurgunun dijital sistemlere taşınması ve son olarak sosyal ağlar, dijital içerikler, akıllı telefonlarla değişen iş ve iş yapma biçimleri ve giderek her şeyin dijital olması. Her fırsatta tekrarlıyorum. Bu işe aşığım. Asla bir konuda “tamam artık her şeyi öğrendim”diyemiyorsunuz. Sanırım işin en sihirli yanı. Burada iki noktayı birbirine karıştırmamak gerekiyor. Günlük, anlık olarak yenilenme ve öğrenme ile kendinize format atacak kadar yenilikçi öğrenme birbirinden farklı şeyler. Biri sizi günceller ama diğeri sizi değiştirir, dönüştürür. Hele bir de benim gibi sürekli yeni bir şeyler öğrenme ve deneyimleme peşinde iseniz yani öğrenmeyi seviyorsanız iletişim sektörüne giren, girmeyi düşünen, yeni girmiş olan ya da umutsuzca bu sektörden bir şey olmaz diyenler size sesleniyorum; “Morale...

BİR YIL DAHA BİTİYOR...

Bir yıl daha bitiyor. İnsan hayattan her gün bir şeyler öğreniyor. Yeni insanlar tanıyor, tanıdıklarının yeni huylarını, yeni yüzlerini görüyor.  İnsan değişiyor... Kızım doğacak 2015’te. Ona benim yaptığım hataları yapmamasını   öğreteceğim.    Kendi kendine yetebilmenin güzelliğini, kendinle barışık olmanın iyiliğini ve bilerek kötülük yapmamanın zenginliğini anlatacağım.  Sabretmenin değerini, ailenin önemini ve saf sevginin gücünü öğreteceğim.  Yeni yıl geliyor. Çarşı pazar her yer ışıklandırılmış. Bir heyecan bir telaş.    Öğrendiklerimle bir yıla daha veda ediyoruz. Öğrendiklerim onlar bana kalanlar.  Benim de çocuklarıma bırakabileceklerim. 2015 daha güzel bir yıl olacak. Konya’ya gittim. Yarın Van’dayım.   Görmediğim şehirleri görmek bana iyi geliyor.  Şeb-i Aruz haftasında Mevlana’da olmak, bir yandan çalışırken, bir yandan gezmek iyi geldi… Sevdiklerime dua ettim.   Giderek sadeleştirdiğim hayatıma yeni bir yön çiziyo...

BAŞKA BİR TÜRKİYE

Kızımı düşündüm. O daha çok küçük. Büyüdüğünü, genç kız olduğunu düşündüm. Yanında ben olmayacaktım. O günleri görmek için çok yaşlıydım. Hayata geç kalmıştım. Ama ben olmasam da benim doğup büyüdüğüm topraklar onu da sevecek, koruyacaktı. Ona bir ana gibi sahip çıkacaktı. Hep böyle bildik. Vatan toprağı uğrunda canını vermeye değecek kadar kıymetli, çocuğunu emanet bırakabilecek kadar güvenli, herkese yetecek kadar bereketli olur biz böyle bildik. Ağrı’nın çok uzağında değil, şehre 5 kilometre uzakta bir okulda çocuklar gördüm. Okul öncesi eğitim sınıfına annesi ile birlikte gelen güleryüzlü çocuklar. Öyle güzeller, öyle güzeller ki. Onların doğallığını uzaklardan gelen yardım kıyafetleri bozuyordu. Minik bedenlerine gore alınmadığı belli bu kıyafetlerin içinden bana yönelen bakışları hiç unutamıyorum. Annemin komşusunu düşündüm. Emine’yi. Anne babasını çocukken kaybetmiş Emine. Üstelik engeli var. Ayakları tutmuyor. Zihinsel engeli var. Emine’nin kimsesi yok. Bir geliri de yok...

CEVİZ

Kelimelerin gücünü farkettiğimde ilkokul ikinci sınıftaydım. Tahtada şiir okurken, okuduğum şiirden o kadar etkilenmiştim ki bir ceviz boğazıma düğümlenivermişti ve bir türlü aşağıya inmiyordu. Sanırım O ceviz orada öylece kaldı...

SADELİK ÜZERİNE

Leonardo da Vinci, sadelik en yüksek gelişmişlik düzeyidir der. Platon önümüzü görmenin formülünü, günlük hayatın mekanizmasını sadeleştirmek olarak sunar. Sadelik…  Tüketim çılgınlığından sıkılanların mutlu olma biçimi ve günlük yaşamda yeni trend. Sade yaşamı benimseyen insanların ortak özelliklerine bakın. Bir ideal uğrunda koşarlar. Kesinlik ve netlik duyguları gelişkindir. İç dünyalarındaki uyumun ölçüsü kendilerindedir. Dünyaya karşı sorumluluk hissederler. Sanatta sadelik ise, tıpkı yaşamdaki sadelik gibi değerli... Özel... Sadelik insanlık tarihi kadar eski. Descartes, “karmaşık şeylerin güzel olduğunu düşünmek insanların ortak yanlışıdır” der. Hegel, minimalist yaklaşımı, sade ama basit olmayan, yalın ama yavan olmayan bir güzellik olarak tanımlar. Kant ise akla hem de saf akla hitap eden ve sadece saf akıl ile haz alınan bir güzellik olarak kabul eder minimalizmi.  Sadelik, 1960’larda modern sanat ve müzikte “minimalizm akımı” olarak değerini bulur. Görsel sanatlar...

ODAKLANMA ÜZERİNE

Dünyanın en tanınmış ve en ünlü pazarlama stratejisti Al Ries’ı tanıma, çok kısa da olsa kendisi ile sohbet etme şansı yakalamış biriyim. O’nun ısrarla söylediği bir konu, bugün bana kendimi yeniden konumlandırırken ışık tuttu: Focuslanmak… Biz Türkçe kullanalım: Odaklanmak... Hangi alanda ya da konuda olursa olsun bir noktaya odaklanmak. Araştırma konularına bakın. Daha özele indirgenmiş, daha spesifik araştırmalar, konunun ayrıntılarına girer. Daha özele inmiş araştırmaları bu nedenle her zaman daha verimli bulurum. Odaklanmak, çoğu zaman tek bir noktaya ya da işe takılıp kalmakla karıştırılır. Hatta kimilerine göre kötü bir şeydir bu tek bir şeye asılı kalma meselesi. Acımasızca belki ama beceriksiz olduğunuzu bile düşünenler olabilir. Sırf bu yüzden. Sevgili dostlar, bir alana, bir işe, bir konuya odaklanmak, size ilgilendiğiniz her ne ise onun ayrıntılarına girme şansı tanır. Odaklanmak, herkesin kaçırdığını yakalamanıza, sıra dışı olana erişmenize, yaratıcı yanınızı ortaya çıkar...

2014 YILINI DÖRT GÖZLE BEKLEMEK

Geçen yıl yeni bir yıla girerken çok tuhaf bir duygu içindeydim. Çok yoğun ve büyük sorumluluk alarak, söylemsem de, şikayet etsem de, homurdansam da yine de severek yaptığım işimden ayrılmıştım. Son dönemlerde yoğunluğu giderek artan baskılardan ve anlamsız kulislerden kurtulmuş, yepyeni, özgür yeni iş hayatına yelken açmıştım. 12 yıllık alışkanlığı bir anda bitirmenin verdiği garip boşluk duygusu ile ohhhh bilseniz ne kadar da hafiftim. Kuşlar gibiydim.  Uzun bir süre çalışmadım. Çalışmak istemedim. Üzerimden geçen tırın etkisi 6 ay sürdü. 6. ayda artık bir şeyler yapsak iyi olur dedim. Ataların söylediği doğru sözleri kulak arkası yaptım. “Dostla iş olmaz”, “arkadaşla alışveriş olmaz” gibi belki de binlerce tecrübe ile sabitlenen bu sözleri ciddiye almayarak, bir dostumla ve üstelik onun da bir dostuyla iş kurdum. İyi başlamıştık. Projelerimiz vardı. Uçuyor kaçıyorduk. Geçen zamanda bu kadar uçup kaçmanın çok da gerçekçi olmadığını öğrendik... Yeni işler alınmaya çalışılıyor...