Ana içeriğe atla

Kayıtlar

CEVİZ

Kelimelerin gücünü farkettiğimde ilkokul ikinci sınıftaydım. Tahtada şiir okurken, okuduğum şiirden o kadar etkilenmiştim ki bir ceviz boğazıma düğümlenivermişti ve bir türlü aşağıya inmiyordu. Sanırım O ceviz orada öylece kaldı...

SADELİK ÜZERİNE

Leonardo da Vinci, sadelik en yüksek gelişmişlik düzeyidir der. Platon önümüzü görmenin formülünü, günlük hayatın mekanizmasını sadeleştirmek olarak sunar. Sadelik…  Tüketim çılgınlığından sıkılanların mutlu olma biçimi ve günlük yaşamda yeni trend. Sade yaşamı benimseyen insanların ortak özelliklerine bakın. Bir ideal uğrunda koşarlar. Kesinlik ve netlik duyguları gelişkindir. İç dünyalarındaki uyumun ölçüsü kendilerindedir. Dünyaya karşı sorumluluk hissederler. Sanatta sadelik ise, tıpkı yaşamdaki sadelik gibi değerli... Özel... Sadelik insanlık tarihi kadar eski. Descartes, “karmaşık şeylerin güzel olduğunu düşünmek insanların ortak yanlışıdır” der. Hegel, minimalist yaklaşımı, sade ama basit olmayan, yalın ama yavan olmayan bir güzellik olarak tanımlar. Kant ise akla hem de saf akla hitap eden ve sadece saf akıl ile haz alınan bir güzellik olarak kabul eder minimalizmi.  Sadelik, 1960’larda modern sanat ve müzikte “minimalizm akımı” olarak değerini bulur. Görsel sanatlar...

ODAKLANMA ÜZERİNE

Dünyanın en tanınmış ve en ünlü pazarlama stratejisti Al Ries’ı tanıma, çok kısa da olsa kendisi ile sohbet etme şansı yakalamış biriyim. O’nun ısrarla söylediği bir konu, bugün bana kendimi yeniden konumlandırırken ışık tuttu: Focuslanmak… Biz Türkçe kullanalım: Odaklanmak... Hangi alanda ya da konuda olursa olsun bir noktaya odaklanmak. Araştırma konularına bakın. Daha özele indirgenmiş, daha spesifik araştırmalar, konunun ayrıntılarına girer. Daha özele inmiş araştırmaları bu nedenle her zaman daha verimli bulurum. Odaklanmak, çoğu zaman tek bir noktaya ya da işe takılıp kalmakla karıştırılır. Hatta kimilerine göre kötü bir şeydir bu tek bir şeye asılı kalma meselesi. Acımasızca belki ama beceriksiz olduğunuzu bile düşünenler olabilir. Sırf bu yüzden. Sevgili dostlar, bir alana, bir işe, bir konuya odaklanmak, size ilgilendiğiniz her ne ise onun ayrıntılarına girme şansı tanır. Odaklanmak, herkesin kaçırdığını yakalamanıza, sıra dışı olana erişmenize, yaratıcı yanınızı ortaya çıkar...

2014 YILINI DÖRT GÖZLE BEKLEMEK

Geçen yıl yeni bir yıla girerken çok tuhaf bir duygu içindeydim. Çok yoğun ve büyük sorumluluk alarak, söylemsem de, şikayet etsem de, homurdansam da yine de severek yaptığım işimden ayrılmıştım. Son dönemlerde yoğunluğu giderek artan baskılardan ve anlamsız kulislerden kurtulmuş, yepyeni, özgür yeni iş hayatına yelken açmıştım. 12 yıllık alışkanlığı bir anda bitirmenin verdiği garip boşluk duygusu ile ohhhh bilseniz ne kadar da hafiftim. Kuşlar gibiydim.  Uzun bir süre çalışmadım. Çalışmak istemedim. Üzerimden geçen tırın etkisi 6 ay sürdü. 6. ayda artık bir şeyler yapsak iyi olur dedim. Ataların söylediği doğru sözleri kulak arkası yaptım. “Dostla iş olmaz”, “arkadaşla alışveriş olmaz” gibi belki de binlerce tecrübe ile sabitlenen bu sözleri ciddiye almayarak, bir dostumla ve üstelik onun da bir dostuyla iş kurdum. İyi başlamıştık. Projelerimiz vardı. Uçuyor kaçıyorduk. Geçen zamanda bu kadar uçup kaçmanın çok da gerçekçi olmadığını öğrendik... Yeni işler alınmaya çalışılıyor...

AYAKKABI KUTUSU

Çocuk yaşlarda kırmızı bir ayakkabı için, içim erirdi. Kalbim yerinden çıkacak gibi olurdu. Yeni bir ayakkabı her şekilde güzeldi ama kırmızı ayakkabı yok mu onlar bir başka güzeldi. Ben o ayakkabıları öyle severdim ki ayakkabım eskimeye yüz tutana kadar onu kutusunda saklamak ister, bu yüzden kutularını da atmak istemezdim. Annem kızardı. Yer kaplıyor, at şu kutuları derdi. Annem kutuyu kömürlüğe atar, ben gider geri getirir içine ayakkabılarımı yerleştirirdim. Babam bizim köşe kapmaca oynayan halimize gülerdi.   Kızım büyüdü. Kırmızı ayakkabıya bayılıyor. Kutularını atmıyor. En sevdiklerini kutusunda saklıyor. Kızıyorum bazen, şu kutuları atalım, bir ayakkabılık yaptıralım. İçine yerleştirelim şu ayakkabıları... Kızımın dudakları düşüyor. Morali bozuluyor. O da ayakkabılarını en azından hevesi geçene kadar kutusunda saklamak istiyor. Gün geliyor, bir ülkenin üst kademe yöneticileri devleti soyuyor ve arta kalanları ayakkabı kutularına tıkıştırıyor.   Bütün düzeni, sistem...

FİKRİMİN UZUN İNCE YOLU

İletişim sektörüne gireli 20 yıl oldu. 20 yıla neler neler sığdırmışım. Bugün dönüp bakınca ben bile şaşırıyorum.  TRT’de yapım asistanlığı ile başlayan serüvenim, sektörün farklı alanlarında çalışmama imkan sağlayacak kadar renkli ve zorluydu. Televizyon, gazete ve reklam ajanslarında çalışmak bana muhabirlik, metin yazarlığı, televizyon programcılığı (canlı-cansız her türlüsü), yönetmenlik, yapımcılık, koordinatörlük, ajans yöneticiliği ve son olarak bu koca listeye uluslararası projelerde iletişim uzmanlığı yapma imkanı sundu. Üniversitede iken “ne iş olsa yaparım abi” demeyin diye bize öğüt veren hocalarımıza, sektörde pek kulak asma şansı bulamadım. Sanırım yelpaze biraz mecburiyetten biraz da bu işlere fazlaca kafa yormaktan ve fazlaca gönül vermekten ötürü genişledi de genişledi. Ancak bir yerde bir yanlış vardı. Bu başlıkların her biri ayrı bir uzmanlık alanı değil miydi? Evet. Kesinlikle öyle. Bundan sonraki yolumda işte tüm bu uzmanlıkların dağarcığımda bıraktığı tecrüb...

MADALYON

Madalyonlar büyük kahramanlıkları kutsamak için yapılmıştır ve kazananların boynundadır. Kaybetmek kolay, kazanmak zor diye bilinir. Kaybetmenin kolaylığı, düşüncesizce yapılanların, söylenenlerin ardında gizlidir. Kazanmanın zorluğu ise yılları, olayları, insanları sayısız kere deneyimlemenin zorunluluğundan gelir. Oysa bilinenin aksine kazanmak kolay, kaybetmek zordur... Kaybetmenin fiziki olmayan zorluğu kaybedişten sonra başlar. Hiçbir deneyim bunu geri çeviremez. Hatırlanır sadece:  Acıdan kaskatı kesilmiş madalyonun iki yanını da görebiliyordu. Dilsizlerin dünyasından bakmıştı, senelerce. Sadece bakmıştı. İşin tuhafı bundan hiç şikayet etmemişti. Kolayına kaçmıştı belki de. Belki de işine öyle gelmişti. Kalabalıklara karışmaktansa, dingin yaşamında, kendince devam etmek, bir başka mutluluk tanımıydı… Boynunda taşıdığı madalyon düştü bir gün. Yüzyıllık ağırlıkla eğilip madalyonu kaldırmak istedi, kaldıramadı... Ne gücü, ne hırsı, ne heyecanı yetti buna. Sadece onsuz ...