Ana içeriğe atla

MADALYON

Madalyonlar büyük kahramanlıkları kutsamak için yapılmıştır ve kazananların boynundadır. Kaybetmek kolay, kazanmak zor diye bilinir. Kaybetmenin kolaylığı, düşüncesizce yapılanların, söylenenlerin ardında gizlidir. Kazanmanın zorluğu ise yılları, olayları, insanları sayısız kere deneyimlemenin zorunluluğundan gelir. Oysa bilinenin aksine kazanmak kolay, kaybetmek zordur... Kaybetmenin fiziki olmayan zorluğu kaybedişten sonra başlar. Hiçbir deneyim bunu geri çeviremez. Hatırlanır sadece: 

Acıdan kaskatı kesilmiş madalyonun iki yanını da görebiliyordu. Dilsizlerin dünyasından bakmıştı, senelerce. Sadece bakmıştı. İşin tuhafı bundan hiç şikayet etmemişti. Kolayına kaçmıştı belki de. Belki de işine öyle gelmişti. Kalabalıklara karışmaktansa, dingin yaşamında, kendince devam etmek, bir başka mutluluk tanımıydı… Boynunda taşıdığı madalyon düştü bir gün. Yüzyıllık ağırlıkla eğilip madalyonu kaldırmak istedi, kaldıramadı... Ne gücü, ne hırsı, ne heyecanı yetti buna. Sadece onsuz ne kadar eksik, ne kadar yarım olduğunu düşündü. Onsuz yaşamaya alışmalıydı. Yüzyıl boynunda taşıdığı bu madalyon olmadan incecik boynu artık hep üşüyecekti. Ağrılar girecekti yüreğine. Sesi hep çatallı çıkacaktı. Aynaya baktığında boynunu es geçecekti. Rüyalarında görmeyecekti. Anladı... Kaybediyordu. Hem de bile isteye. Madalyon düştüğü yerde öylece duruyordu. Ona son kez baktı. Görünen yüzü aydınlıktı. O ışık içini son kez ısıttı... Karanlık yüzünü düşündü sonra. Baktığında orada göreceklerinden korktu. Sayısız kere deneyimlenmiş ama hala şaşırtacak kadar çıkarcıların varlığından acı duydu. Beklenen olmuştu. Madalyon kazananların boynundaki yerini çoktan almıştı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SOSYAL MESAFE "BİRDENBİRE"

Çin’in Wuhan kentinde ilk Covid-19 vakası açıklandığında hayat normal seyrinde devam ediyordu. Hemen hemen herkesin en az bir sosyal medya hesabı vardı ve her zamanki paylaşımlar yapılıyordu. Çin’de başlayan, dünyayı saran salgın bize sanki hiç gelmeyecekmiş gibi davranıyorduk. Taaki 11 Mart 2020’de Türkiye’de ilk Covid-19 vakası açıklanana kadar.  Hastalığa yakalananların sayısı önce 1, sonra 5, sonra 25, 50 derken kısa sürede 1000’leri buldu. Ve ölümler… 17 Mart’ta ilk ölüm açıklandı. Demek gerçekten bu hastalıktan ölünebiliyordu.   Umre’ye giden Hacılar dendi önce yurtdışına gidip gelen tarifeli uçak seferleri gözden kaçtı ya da yük taşımacılığı yapan uluslararası nakliyat gemileri.  Toplum “duyarlılar” ve “duyarsızlar” olarak ikiye ayrılmıştı sanki. Bir grup işin ciddiyetini hemen kavrayıp tedbirler alıp, korunma çağrılarına uyarken, diğer grup sanki kendine hiç uğramayacakmışcasına umarsız hatta tenkit edildiğinde görevlinin yüzüne tükürecek kadar da cahil olabilmişt...

FİKRİMİN UZUN İNCE YOLU

İletişim sektörüne gireli 20 yıl oldu. 20 yıla neler neler sığdırmışım. Bugün dönüp bakınca ben bile şaşırıyorum.  TRT’de yapım asistanlığı ile başlayan serüvenim, sektörün farklı alanlarında çalışmama imkan sağlayacak kadar renkli ve zorluydu. Televizyon, gazete ve reklam ajanslarında çalışmak bana muhabirlik, metin yazarlığı, televizyon programcılığı (canlı-cansız her türlüsü), yönetmenlik, yapımcılık, koordinatörlük, ajans yöneticiliği ve son olarak bu koca listeye uluslararası projelerde iletişim uzmanlığı yapma imkanı sundu. Üniversitede iken “ne iş olsa yaparım abi” demeyin diye bize öğüt veren hocalarımıza, sektörde pek kulak asma şansı bulamadım. Sanırım yelpaze biraz mecburiyetten biraz da bu işlere fazlaca kafa yormaktan ve fazlaca gönül vermekten ötürü genişledi de genişledi. Ancak bir yerde bir yanlış vardı. Bu başlıkların her biri ayrı bir uzmanlık alanı değil miydi? Evet. Kesinlikle öyle. Bundan sonraki yolumda işte tüm bu uzmanlıkların dağarcığımda bıraktığı tecrüb...

25+

Moralle devam… 46 yaşındayım. Kendi sektörümde 25. yılım. 25 yılda 4 farklı teknoloji gördüm. Telesine cihazı, 1 inç bantlar, betacamlar, analog sistem ve bu sistemlerden dijital bir dünyaya geçiş. Kurgunun dijital sistemlere taşınması ve son olarak sosyal ağlar, dijital içerikler, akıllı telefonlarla değişen iş ve iş yapma biçimleri ve giderek her şeyin dijital olması. Her fırsatta tekrarlıyorum. Bu işe aşığım. Asla bir konuda “tamam artık her şeyi öğrendim”diyemiyorsunuz. Sanırım işin en sihirli yanı. Burada iki noktayı birbirine karıştırmamak gerekiyor. Günlük, anlık olarak yenilenme ve öğrenme ile kendinize format atacak kadar yenilikçi öğrenme birbirinden farklı şeyler. Biri sizi günceller ama diğeri sizi değiştirir, dönüştürür. Hele bir de benim gibi sürekli yeni bir şeyler öğrenme ve deneyimleme peşinde iseniz yani öğrenmeyi seviyorsanız iletişim sektörüne giren, girmeyi düşünen, yeni girmiş olan ya da umutsuzca bu sektörden bir şey olmaz diyenler size sesleniyorum; “Morale...