Ana içeriğe atla

ÇÖP MÜ NE ÇÖPÜ ?


11’e 10 Kala, Ben ve Defne







‘Çöp mü ne çöpü. Koleksiyon onlar. Koleksiyon diye bir şey vardır.’


Filmi izleyenler bu diyaloğu hemen ayırtedecekler. Bence filmin en keyifli sahnesiydi. Önceleri sıkıcı gibi görünen o sinirli ihtiyar, film ilerledikçe nasıl da büyüdü büyüdü kahraman oldu. Başarı burda gizli bence.

11’e 10 Kala… Altın Koza’nın En İyi Film, En İyi Yönetmen ödülü onundu bu yıl.

Herşey bir anda oldu. Önceden gitmeye niyetlendiğimiz ama benim yoğunluğum ve plansızlığım yüzünden programlayamadığımız filme gitmek için o gün öğleden sonra bir kararlılıkla telefona sarıldım. Defne hazır ol. Akşama gidiyoruz. Dafnis’im kankam anında işyerindeydi. Toplandık gittik. Kendimizi bir anda Cinebonus’un kapısında bulduk. Hemen biletlerimizi aldık.

Salona girdik. Mustafa DOK’un filmini görmek için sabırsızlıkla bekliyoruz ama salonda kimsenin olmaması da dikkatimizden kaçmıyor. Birkaç kişi mutlaka gelir diyoruz ama ışıklar kapanıyor film başlıyor durum hala değişmiyor. Filmi Defne’yle başbaşa seyrettik anlayacağınız. Konuşa konuşa kritik yapa yapa. Bunun keyfi de bir başkaymış yani.

Nejat İşler ve Mithat Esmer iyi bir ikili olmuşlar bence. Defne’nin muhalefetine rağmen ben Nejat’ı kapıcı rolünde başarılı buldum. Pelin Esmer yönetmen ve senarist olarak imza atmış filme. Ortak yapımcıların inancıyla da iyi bir film çıkmış ortaya. Hikayesi, görüntüleri, özenle çekilmiş kareleri ile oldukça etkileyici. İncelikle gözlenmiş ve ince ince dokunmuş karakterleri ile çok keyifli. Bir eleştirim var o da filmin sonu. Yani ‘film pat diye bitti’ derler ya ondan oldu işte. Aaaaa diye kaldık Dafnis’le. Kimine göre çok sıkıcı olabilir ama bence çok keyifliydi. İyi seyirler…







Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

25+

Moralle devam… 46 yaşındayım. Kendi sektörümde 25. yılım. 25 yılda 4 farklı teknoloji gördüm. Telesine cihazı, 1 inç bantlar, betacamlar, analog sistem ve bu sistemlerden dijital bir dünyaya geçiş. Kurgunun dijital sistemlere taşınması ve son olarak sosyal ağlar, dijital içerikler, akıllı telefonlarla değişen iş ve iş yapma biçimleri ve giderek her şeyin dijital olması. Her fırsatta tekrarlıyorum. Bu işe aşığım. Asla bir konuda “tamam artık her şeyi öğrendim”diyemiyorsunuz. Sanırım işin en sihirli yanı. Burada iki noktayı birbirine karıştırmamak gerekiyor. Günlük, anlık olarak yenilenme ve öğrenme ile kendinize format atacak kadar yenilikçi öğrenme birbirinden farklı şeyler. Biri sizi günceller ama diğeri sizi değiştirir, dönüştürür. Hele bir de benim gibi sürekli yeni bir şeyler öğrenme ve deneyimleme peşinde iseniz yani öğrenmeyi seviyorsanız iletişim sektörüne giren, girmeyi düşünen, yeni girmiş olan ya da umutsuzca bu sektörden bir şey olmaz diyenler size sesleniyorum; “Morale...

SOSYAL MESAFE "BİRDENBİRE"

Çin’in Wuhan kentinde ilk Covid-19 vakası açıklandığında hayat normal seyrinde devam ediyordu. Hemen hemen herkesin en az bir sosyal medya hesabı vardı ve her zamanki paylaşımlar yapılıyordu. Çin’de başlayan, dünyayı saran salgın bize sanki hiç gelmeyecekmiş gibi davranıyorduk. Taaki 11 Mart 2020’de Türkiye’de ilk Covid-19 vakası açıklanana kadar.  Hastalığa yakalananların sayısı önce 1, sonra 5, sonra 25, 50 derken kısa sürede 1000’leri buldu. Ve ölümler… 17 Mart’ta ilk ölüm açıklandı. Demek gerçekten bu hastalıktan ölünebiliyordu.   Umre’ye giden Hacılar dendi önce yurtdışına gidip gelen tarifeli uçak seferleri gözden kaçtı ya da yük taşımacılığı yapan uluslararası nakliyat gemileri.  Toplum “duyarlılar” ve “duyarsızlar” olarak ikiye ayrılmıştı sanki. Bir grup işin ciddiyetini hemen kavrayıp tedbirler alıp, korunma çağrılarına uyarken, diğer grup sanki kendine hiç uğramayacakmışcasına umarsız hatta tenkit edildiğinde görevlinin yüzüne tükürecek kadar da cahil olabilmişt...

BAŞKA BİR TÜRKİYE

Kızımı düşündüm. O daha çok küçük. Büyüdüğünü, genç kız olduğunu düşündüm. Yanında ben olmayacaktım. O günleri görmek için çok yaşlıydım. Hayata geç kalmıştım. Ama ben olmasam da benim doğup büyüdüğüm topraklar onu da sevecek, koruyacaktı. Ona bir ana gibi sahip çıkacaktı. Hep böyle bildik. Vatan toprağı uğrunda canını vermeye değecek kadar kıymetli, çocuğunu emanet bırakabilecek kadar güvenli, herkese yetecek kadar bereketli olur biz böyle bildik. Ağrı’nın çok uzağında değil, şehre 5 kilometre uzakta bir okulda çocuklar gördüm. Okul öncesi eğitim sınıfına annesi ile birlikte gelen güleryüzlü çocuklar. Öyle güzeller, öyle güzeller ki. Onların doğallığını uzaklardan gelen yardım kıyafetleri bozuyordu. Minik bedenlerine gore alınmadığı belli bu kıyafetlerin içinden bana yönelen bakışları hiç unutamıyorum. Annemin komşusunu düşündüm. Emine’yi. Anne babasını çocukken kaybetmiş Emine. Üstelik engeli var. Ayakları tutmuyor. Zihinsel engeli var. Emine’nin kimsesi yok. Bir geliri de yok...